default-logo

Geçmişimizin Tanıkları

 

Giysilerimiz bizi çevremize tanıtan sözsüz araçlardır. Bir kişinin giysilerine bakarak onun dünya görüşü ve kişiliği hakkında genel bir görüş sahibi olabiliriz. Evlerimiz de giysilerimiz gibidir. Bir toplumun mimarisine bakarak o toplumun sosyal yapısını, kültürünü ve ekonomisini anlayabiliriz. Mimari doku, geçmişi geleceğe taşıyan sanat eserleridir aynı zamanda.

Durum böyleyken, acaba biz geçmiş kuşakların kimliklerini yansıtan, geçmişimize tanıklık etmiş mimari dokumuzu koruyabiliyor muyuz? Maalesef hayır.  Eskiden evlerdeki kapı tokmaklarından, kapıya gelenin kim olduğu anlaşılabilirmiş. Bazı evlerde kadınlar için ayrı erkekler için ayrı iki tane kapı tokmağı varmış. Kapı tokmağının sesine göre evdekiler kendilerine çeki düzen verirlermiş. Kapı tokmaklarından bile bir sürü anlam çıkarabiliriz, bir bakıma kapıların da bir dili varmış diyebiliriz. Bu küçük örnekteki gibi bir çok  zenginliğimizi birer birer yok etmişiz, etmeye de devam ediyoruz.

Yakın zamanda bir Avrupa turuna katıldım. Ülkemizdeki  alışveriş merkezlerinin, kafelerin, ulaşım araçlarının Avrupa ülkelerinden hiç de aşağı kalır yanının olmadığını gördüm. Avrupa’da ne varsa Türkiye’de de var, bu konuda imrenilecek hiçbir şey yok, ama orada olup da bizim ülkemizde olmayan ne var biliyor musunuz? Onlar mimari dokularını korumuşlar biz koruyamamışız. Onlar tek bir caddede değil bir çok caddede mimari dokoyu korurken ne yazık ki bizde öyle değil. İstanbul’un en önemli caddelerinden birisi olan İstiklal Caddesi’nde bile tüm binaları koruyamamışız, üstelik tarihi bir binayla modern bir binayı yanyana görebiliyoruz. O caddede, o modern bina o kadar sırıtıyor ki. Denizli’ye gelelim, Denizli’ye herhangi bir yabancıyı getirdiğimizde Denizli kültürünü yansıtan bir cadde gösteremiyoruz. Aralarda korunmuş, restorasyonu yapılmış binalar var ama aynı dokuyu birarada görmek mümkün değil. Bir kişiyi  Denizli caddelerinde dolaştırın, alın bu kişiyi gözünü kapatıp başka bir şehrin caddelerine götürün iki şehri birbirinden ayırt edemez. Çünkü şehirlerimizin kimliğini belirten mimariyi yok etmişiz.

Şımarık bir mirasyedi gibi tüm geçmişimizi yok ediyoruz, bozuyoruz, yakıyoruz, yıkıyoruz. Restorasyon yapalım derken eski dokuyla uyumsuz bir parçayı getirip o eski binaya yama yapıyoruz. Öyle zengin bir geçmişimiz varmış ki bir mirasyedi gibi hızla harcamamıza rağmen yine de bir çok tarihi binamız ayakta kalabilmiş.

Umarım bundan sonra, geçmişine sahip çıkmayanın parlak bir geleceği olmayacağının bilinciyle kendi değerlerimize sahip çıkarız. Yaşamı sanat, sanatı yaşam haline getirebiliriz.

 

About the Author

Leave a Reply

*

captcha *